Amaç: Kanser ve Psikososyal Destek

Bir insana kanser olduğu söylendiğinde içinde kırılan ilk şey nedir acaba? Gerçekci olmasa bile içinde hep taşıdığı asla ciddi bir hastalığı olmayacağına dair gizli bir umut mu, ya da her ne kadar bir gün biteceğine bilse bile sevdikleri ile birlikte sürüp giden yaşantımızın çok uzun süreceğine dair beklenti mi? Ya da bir anne/babaya çocuğunun kanser olduğu söylendiğinde…

…Travma!

Kanserle karşılaştıktan sonra hastalarda olan psikolojik tepkiler zinciri bilinmektedir. Şok, şaşkınlık, öfke, mücadele ve kabullenme; ki bazıları belki asla kabullenemeyecektir. Bu reaksiyon zinciri tanımı aslında hem yeni değil hem de sadece kansere özgü değildir. Bu reaksiyon zincirini tüm ağır travmalarda görürüz. Tek zorlu hastalık türü de kanser grubu hastalıklar değildir, kronik, hayatı tehdit eden bir çok hastalık da ağır travma olarak algılanır.

Her travma türü için ortak tarif şudur; Günlük hayat akışımızı ve hayatımıza dair algılarımızı beklentilerimizi hayallerimizi hızla, beklenmedik biçimde değiştiren şey, bir darbe, bir çarpma… Travmanın yarattığı bu değişim, geri dönüşlü olsa bile travma hep aynı etkiyi yapar. Bazı travmalar gerçekten de hayatımızı geri dönülmez biçimde değiştirir. Bazılarının da etkisi kısa sürer ve hayat eski haline döner. Ama bu etkinin kişinin kafasında bittiği anlamına gelmez ve ruhsal etkilenim çok daha uzun sürebilir.

Aslında bir çok kanser türünde tedavi olanakları çok artmıştır ve kanser eski yıllarda algılandığı kadar öldürücü bir hastalık değildir. Bir çok türünde tama yakın başarı elde edilmektedir. Bu değişimlere karşın bu hastalık gurubunun hala çok tehlikeli algılandığı da bir başka gerçektir. Yani kanser travmasının yüksekliği hala algılanışa bağlıdır. Hatta şöyle bir algılanış hala kuvvetlidir. Kanser olduğu söylendiğin de sanki kişiye direkt olarak öleceği söylenmiş gibidir. Tabii ki bu bugün geldiğimiz tedavi olanakları düzeyinde biraz abartılı bir algılayıştır.

Ancak, kanser travmasının uzun sürmesinin başka bir çok haklı nedeni vardır. Birincisi tedavi oldukca uzun sürmektedir. Tedavi kısa sürse bile kişiye tamamen iyileştiği hemen söylenemektedir. Bunu dışında çevrenin toplumun hastalığı algılayışı da travmaya katkıda bulunmaktadır. Örneğin bir insana kanser olduğu söylediğinde ailesi sevdikleri olaya kuvvetle dahil olur ve her hangi bir hastalığa karşı gösterdikleri reaksiyondan daha fazlasını gösteririler. Hatta çoğu kez bu bir alarm halidir. Bu hem iyidir hem kötüdür. İyi tarafı kuvvetli bir paylaşım, kötü tarafı ise hep beraber kuvvetle sıradan akışın dışına çıkmış olmaları ve normalleşmeye yönelik desteğinin kaybıdır.

Kısacası kanser travmasında etkiyi ağırlaştıran travmanın sürekliliği ve toplumun çevrenin buna katılımıdır. Bu nedenle hasta ve yakınları için durumun yaratmış olduğu psikolojik etken, durum ve süreçlerin sağlıklı yönetilmesi hem hastanın iyileşme sürecine olumlu katkıda bulunur hem de hasta ve yakınlari için travma etkisini azaltarak tedaviyi destekleyici davranış göstermeleri ve süreci kendileri için de daha kolay yaşanır hale getirmeleri sağlanır.

Bu süreç hasta için aşağı yukarı şöyle seyreder: İlk karşılaşmada yukardaki tepki zinciri işler ama benim buna eklemek istediğim bir halka daha var. Kaçış halkası: Kanser olduğu duyulunca bir çok kişi teşhisin ilk konulduğu hastaneden ya da doktordan uzaklaşmak ister, bazıları yurtdışında doktor arar, hatta gider. Bu da travma kaynağından hızla uzaklaşma ilgili bir tepkidir. Sonuçta bir şekilde tedaviye başlanınca hastaların ve yakınlarının bir çoğu rahatlar. İkinci aşama olan tedavi onlara bir şeyler yapılabildiğini somut olarak gösteririr ve hayali korkulara dramatizasyonlara ara verilmesini sağlar. Ama bu kez de tedavinin çeşitliği ,tekrarlayıcı karakteri ve yan etkileri sorun yaratmaya başlar, fakat bunlar çoğunlukla yönetilmez şeyler değildir. Bazı hasta yakınları için de tedavi süreçleri iş kesintileri hayat akış bozuklukları yarattığı için sorunlu seyreder.

Üçüncü evre tedaviden beklenen sonuçların alınıp alınmadığına dair işaretler, ilk testler ve beklentiler evresidir. Buradaki olumsuzluklar yıkıcı olabilirken bunlara yeniden toparlanmalarla cevap verilebilir. İyi haberler sevinç umut getirmekle birlikte endişe de getirir. Acaba iyilileşme durumu devam edecek midir sorusu kafaları meşgul etmeye başlar.

Böyle durumlarda temkinli umut en iyisidir. Umutlu ama aksilik durumunda savaşa hazır olmak gibi. Savaş kelimesi zaman zaman kullanılabilir. Hasta kanserin onda yarattığı psikolojik yıkıma karşı savaşabilir. Ama bazen savaşmamak da gerekir. Bazen bazı duyguların yaşanıp bitmesini beklemek daha doğru olabilir. Aslında bu evrede en iyi karşı koyuşlardan biri hastalığa rağmen yaşamın normallerini yakalamaktır. Eğlencelere katılmak, sevdiği dizileri seyretmek, kitap okumak, arkadaşlarla kanserden bahsedilmeyen beraberlikler yaşamak ya da normal cinsel ritme dönülmesi ve benzeri… Yani artık hastalık yokmuş gibi yaşamaya çalışmak.

Dördüncü ve son evre hastalığın artık kontrole alındığı ama tedirgin edici kontrollerin periyodik sürdürülmek zorunda olduğu evredir. Bazı hastaların beş yıl, on yıl süreyle altı aylık, yıllık gibi kontrol testleri yaptırmaları gerekir. Kontrollerin yaklaştığı zaman dilimleri endişe vericidir. Olumlu sonuçlar alındığında bir çok hasta süratle normalleşir. Bu dönemde onkologların gereğinden daha sık kontrollerden kaçınmasında yarar vardır.

Kanser psikolojisinde en önemli faktörlerden birisi inançtır. Hastanın kendine hayata dair inançları ya da dini/ruhsal inançları oldukca önem kazanır. Psikologların ve onkologların hastaların ifadelerinde hastanın inanç sistemlerini dikkate almaları çok önemlidir.

Kanser psikolojisi alanındaki çalışmalar başta hasta ve ailesini kapsar, yine bu hasta grubuyla iç içe olan uzmanlar ve çalışanların psikolojisi de bu kapsama girer. Bu dört grubun hastalıkla etkileşimi bir çok psikolojik sorunu, psikiyatrik problemleri, genel çözümlemeleri ve eğitimleri içerir.

Derneğimizin kuruluş amacı, bu çalışma alanları üzerinde çaba göstermek, varolanları geliştirmek ve insanlar için çözüm ve kolaylıklar sağlamaktır. Ülkemizde bir çok insan bu alanda özveriyle çalışmalarda bulunmuştur. Onkoloji servisleri oluşmaya başladığından itibaren bir çok hastanede klinikte daha düzenli ve sistematik psikolojik yardım sistemleri kurulmaya başlanmıştır.

Psiko Onkoloji Derneği olarak bu çalışmalara bilimsel araştırma, eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin yanısıra, toplumda kanser hastalarına psiko-sosyal destek hakkında genel farkındalık yaratmaya yönelik çesitli calişmalar gercekleştirmeyi amaçladık. Sonuç olarak ülkemizde bir çok insan kanserli kişiler ve aileleri ile ilgilenmekte onlara yardımcı olabilmek için çaba göstermektedir. Bu çabaların daha da artacağını görüyorum.

Bu sürecin bir parçası olmak bizi mutlu edecektir.

09.11.2011

Psikiyatrist Dr. Muzaffer Uyar

Kurucu Başkan,
Psiko-Onkoloji Derneği